26 Haziran 2015

ÖZGÜRLÜKLER ÜLKESİ: AMSTERDAM



Bir önceki yazımda size Amsterdam'a gitme sebebim olan Amsterdam Open Air'dan bahsetmiştim. Bu kez Amsterdam'a gitmeyi planlayanlar için lezzet durakları ve minik notlarımı paylaşacağım.
İstanbul'dan uçakla mesafe yaklaşık 3 buçuk saat sürüyor. Avrupa'nın en büyük hava alanlarından biri olan Schipol Hava Alanı'na iniş yapıyorsunuz. Hava alanının hemen altında metro istasyonu sizi 20 dakika sonra Amsterdam'ın merkezine götürüyor. Böylece nasıl gitsem derdiniz çözülmüş oluyor. Biz merkeze yürüme mesafesinde olan Filosofe Otel'e eşyalarımızı bıraktıktan sonra minik bir şehir turu yapıyoruz. Kanallardan oluşan bu şehir genellikle yağışlı olmasına rağmen bizi ılık bir hava ile karşılıyor.

Minicik evleri sizi bir masalda hissetmenize neden olacak kadar tatlı. Dam Square'de Bulldog'a oturup biraz soluklanıp kahve içiyoruz. Amsterdam dünyanın en çok kahve tüketilen şehirlerinden biriymiş, bu yüzden kahveleri gerçekten pek bir lezzetliydi. Ertesi gün erkenden kalkıp kahvaltı yapmak için biraz yürüdük. Saat 10:00'da restoran ve cafeler hatta mağazaların bir çoğu kapalıydı. Biz de ayak üstü bir şeyler atıştırıp depozito karşılığında bisiklet kiraladık. Bisiklet yollarından gezerek Van Gogh Museum'a gittik. Müze giriş biletlerini online olarak satın aldığımız için kapıdaki uzuuun kuyruğu beklemek zorunda kalmadı. Sonrasında George Cafe'de biraz eritilmiş peynir ile nacho ikilisini tattık, şehri izledik. Coffeshoplara gitmesek olmazdı. Keşke size sonrasına neler gördüğümü de tarif edebilseydim :)


Günde iki saatimi trafikte geçiren biri olarak hemen her yere bisiklet ile gitmelerine çok özendim doğrusu. Hollandalılar rahat insanlar ve hayattan keyif almayı biliyorlar. Biz yerden yere vurmayacağım ama hepiniz biliyorsunuz ki bir yerden bir yere gitmemiz olay, çalışma saatlerimiz çok uzun ...

Daha sonra bir klasiği daha gerçekleştirmek için I Amsterdam yazısının önüne gittik. Öyle kalabalıktı ki bir kare bile fotoğraf çekinemedik. 

Tabii ki külah patateslerden bolca yedik ve bozuk para atılarak vitrinden seçtiğiniz atıştırmaklıklar satan Febo bizim eğlence alanımız oldu.

Sonraki iki günümüzü de şehirde değil festival alanında geçirdik. Henüz gitmeyenler için şiddetle önerebileceğim bir yer. Giderken mutlaka yanınıza sırt çantası alın, bisiklet sürerken kolaylık oluyor. Bunun yanı sıra şehir kartları ile metro ve tramvaylara binebiliyorsunuz. Kartlar tek binişlik, 24 saatlik ya da 48 saatlik oluyor. Gezmek için 3 gün size yeterli gelecektir. Zaten küçük bir şehir olduğu için biz hemen her kanalda takılıp tüm cafelere oturduk sanırım.

Herkese çok sevgiler...